|
|
::.Hab25er Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili olarak bir açıklama yaptı.
Ertuğruloğlu açıklamasında şunları kaydetti:
“ Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Yunan Haber Ajansı ANA’ya verdiği mülakatta Rum tarafının ‘Kırmızı Çizgilerini’ açıkladı.
Kıbrıs Rum tarafının zaten bilinmekte olan siyasi pozisyonunun tekrarından ibaret olan bu açıklama, Rumların adil, gerçekçi ve sürdürülebilir bir uzlaşıdan ne kadar uzak olduklarının yeni bir göstergesidir.
Kıbrıs Rum tarafı, bırakın yeni bir ortaklığı, Annan Planı’nda yer alan ‘pertenojenez’, yani tıptaki anlamıyla ‘eşeysiz üreme’ kavramını bile açıkça reddediyor ve sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını ‘Kırmızı Çizgisi’ olarak ortaya koyuyor.
Hangi ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’?
Kurucu ortak olduğu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 1963’te silah zoru ile gasp etmiş, o günden bu yana da bu sahte ünvanını Kıbrıs Türk halkına karşı bir silah olarak kullanan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ mi?
Bu sahte ünvan arkasına saklanarak onun tüm nimetlerinden yararlanarak ve bunu istismar ederek, Yunanistan’ın da şantajıyla, Avrupa Birliği’ne tek yanlı üyeliği gerçekleştiren ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ mi?
Hangi hakla şimdi bize egemen eşit olarak ortaklık statümüzü kabul etmeden ‘ gel katıl, yama ol, azınlığımız ol ve bu statüyle Avrupa Birliği üyeliğini kazan’ diyorlar?
Yani, ikinci sınıflığı kabul et, 45-50 yıllık mücadelenden vazgeç, Anavatan’ın Türkiye’den kop, ve sayısal olarak senden kalabalık olan Kıbrıs Rum halkı tarafından asimile edilmeye kapıyı aç diyor bize Rum komşularımız!...
Üstelik, bizi mutlak toplu kıyımdan kurtaran Türk garantisinden vazgeçmemizi istiyor,Sayın Kiprianu...Kiprianu’ya göre üçüncü ülkelerin garantisine ihtiyaç duymak AB üyesi bir ülke için kabul edilemez ve hakaretamiz’ olurmuş... Bir kere, Türkiye’yi üçüncü ülke olarak tanımlamak Kıbrıs gerçeklerine, ilgili antlaşmalara , akıl ve mantığa aykırıdır, Kıbrıs Türkleri’ne hakarettir.
Anavatan Türkiye ganatörlük hakkını 11 yıllık bir sabır, bekleyiş ve artık bıçak kemiğe dayandıktan sonra kullanmıştır.
Eğer bundan sonrası için başka kötü bir niyetleri yoksa, Kıbrıs Rum yetkililerin garantilerle uğraşması uzlaşı konusundaki isteksizliklerini ve irade eksikliklerini gösterir.Çünkü garantilerin devamının Türk tarafının Kırmızı Çizgileri arasında olduğı ve Garanti ve İttifak Antlaşmaları’na taraf olan tüm aktörlerin onayı olmadan garantilerin değiştirilemeyeceği veya ortadan kaldırılamayacağını gayet iyi bilmeleri gerekir.
Dolayısı ile ‘ Garantiler konusu mazi oldu’ şeklindeki Rum söylemlerinin ne hukuki, ne siyasi ne de fiili açıdan herhangi bir geçerliliği yoktur.
Kiprianu’nun ‘ 21 Mart Mutabakatını, 8 Temmuz Mutabakatı’nın bir devamı olarak gören’ sözlerinin ise gerçek olduğunu üzülerek belirtmek isterim.
Talat-CTP ikilisinin diplomatik hatası sonucu ortaya çıkan ‘8 Temmmuz Gambarı Süreci’ maalesef hali hazır sürecin de zeminini oluşturmaktadır.
Bu zeminde yapılmakta olan ‘ Teknik Komite’ ve ‘ Çalışma Grubu’ toplantılarının bizi hiç de istenmeyen sonuçlara götüreceğinden kaygı duymaktayız.
BM şemsiyesi altında yer alan veya olacak olan diyalog ve görüşmelere karşı değiliz. Ancak bu diyalog ve görüşmeler doğru zemininde yapılmalıdır. Gerçek anlamda eşitlik değil de sanal veya sözde bir eşitlik zemininde yapılan görüşmelerden egemen eşitliğe dayalı, iki devletli bir uzlaşının ortaya çıkamayacağını 40 yılın tecrübesi göstermiştir.
Bizim gördüğümüz tablo budur... Yok eğer bunun dışında söz konusu ‘ Çalışma Grubu’ veya ‘ Teknik Komitelerde’ bir şeyler oluyorsa bu halkımızdan neden gizleniyor?
Meclis’ten neden gizleniyor?
Siyasi partilerden neden gizleniyor?
Şeffaflık bu sürecin temel unsurlarından biri olmalıdır.
Buna yönelik olarak yaptığımız yazılı talebe Sayın Cumhurbaşkanı’ndan yanıt bile alamadık?
Devlet sorumluluğu bu mu?
Ana muhalefet partisi bir konuda samimi bir yaklaşımla bilgi talep ettiğinde buna yanıt verilmelidir. Eğer buna aradan haftalar geçmesine rağmen yanıt verilmiyorsa bu Devlet çarkının içine düştüğü acıklı durumu göstermez mi?
Kıbrıs Türk tarafının artık masada harcayacağı zamanı neredeyse tükenmiştir. 40 yıl yetemezmiş gibi hazırlık çalışmaları hala devam eden bu süreç artık ‘ son raund’ olmalıdır.
Kıbrıs Türk Halkı bu süreç sonunda uluslararası statüsünün ne olacağını bilmelidir. Bu konuda inisiyatifi başkalarına bırakmamalı, BM Genel Sekreteri’ne sorduğu tek bir soru ile yetinmemeli, hedefini kendisi belirlemelidir. Bu hedef ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Anavatan Türkiye dışında da uluslararası alanda tanınması olabilir.
Gerek Hristofyas ve Kiprianu, gerekse diğer Rum liderler artık hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde siyasi pozisyonlarını ve nelerden vazgeçemeyeceklerini ortaya koymuşlardır. Bunlar ise bizim asgari taleplerimizi veya Kırmızı Çizgilerimizi karşılamaktan uzaktır.
Neden Sayın Talat ve CTP bu konuda net, halkımızı rahatlatıcı bir pozisyon almıyor, alamıyor ve açıklama yapmıyor?
Talat-CTP ikilisine soruyoruz:
Rum tarafı yeni bir ortaklığı açıkça reddediyorsa kendileri ile neyi konuşacaksınız?
Annan Planı’nı demeyiniz, çünkü Hristofyas ve Kiprianu Annan Planı’nın kendileri için bittiğini çoktan ortaya koymuş, buna da kapıyı kapatmıştır.
Rum tarafı sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savunuyor ve bunun ancak evrelerden geçerek bir federasyona dönüşebileceğinden bahsediyor.Yani zamana oynuyor ve hayal görüyor.
Herhalde bizim de görmemizi istiyor.
Bu mu Rumlar’la konuşacağımız?
Rum tarafı Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin bir anlaşmada yer almayacağını da kesin bir ifade ile ortaya koymuş bulunuyor.
Peki biz neyi konuşacağız Rum tarafı ile?
Bunları mı?
Daha fazla taviz vermeyi, Rumları memnun etmeyi mi?
Annan Planı’nda da geriye gitmeyi mi?
Hristofyas ve onun Dışişleri Bakanı Kiprianu söyledikleri ile görüşme zeminini ve olası yeni bir ortaklık olasılığını bertaraf etmişlerdir.
Sayın Talat ve görüşmelere katılacak kadrolarının bu gerçekleri iyi değerlendireceklerini umut etmekteyiz.25-04-2008ler |
|
|