|
|
::. 16. Kurultay Konuşması
18
Şubat 2007 tarihinde Ulusal Birlik Partisinin 16. Kurultayına tek
aday olarak giren ve Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Başkanı olan
Tahsin Ertuğruloğlu'nun Kurultay'da yaptığı konuşma aynen şöyle:
“Sayın Divan Başkanı ve değerli heyeti;
Saygıdeğer konuklar,
Anavatandan gelen siyasi partilerin değerli temsilcileri;
Medya mensubu sevgili kardeşlerim; ve
Ulusal Birlik Partisinin ve ülkemizin geleceğinin teminatı partili
kardeşlerim;
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. -Sizlere hitap etmekten duyduğum
mutluluğu ve onuru kelimelerle ifade etmek çok zor.
HEPİNİZ HOŞGELDİNİZ ONUR VERDİNİZ !
Değerli kardeşlerim,
KURULTAYLAR, Partilerin, ülkenin ve MİLLET olarak Yaşadığımız
sorunların, MUHASEBESİNİN yapıldığı, GELECEĞE yönelik FİKİR ve
görüşlerin anlatıldığı en önemli “SİYASİ PLATFORMLARDAN” biridir.
HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ; NÖBET, GÖREV VE SORUMLULUK DEĞİŞİMLERİNİN,
KARARLARININ ALINDIĞI DEMOKRATİK TOPLANTILARDIR.
İşte bu nedenle, dün olduğu gibi, bugünün de yarının da en büyük
partisi “ULUSAL BİRLİK PARTİSİ’nin 16. Olağan Kurultayını”
gerçekleştirmekteyiz.
Şükürler olsun ki; ALNIMIZ AÇIK, BAŞIMIZ DİK yolumuzdan,
ÇİZGİLERİMİZDEN HİÇ SAPMADAN, duruşumuzdan ASLA ÖDÜN vermeden
HAKLARIMIZA SAHİP ÇIKARAK, MÜCADELEMİZDE HAKLILIĞIMIZI KANITLAYARAK,
ilerliyoruz.
Ayrıca, bugün burada ülkemizin bağımsızlık ve egemenliğine olduğu
kadar, demokratik değerlerine de sarsılmadan, tökezlemeden sahip
çıkarak, her türlü olumsuz koşulda dahi inanç ve değerlerini
yitirmeyen yiğit ve mücadeleci UBP camiasına ilk seçimde iktidar
müjdesini vermek için de toplanmış bulunuyoruz
Bugün, ülkemizde bir büyük değişimi başlatmak, başta UBP tabanını ve
halkımızın tümünü ayırımsız kucaklama kararlılığımızı vurgulamak
için bir araya geliyoruz…
Bizler için hayli yorucu ama o oranda da kutsal kabul ettiğimiz bir
mücadelenin ardından bu kurultay, hedeflerimize doğru atacağımız çok
ama çok önemli bir adımı teşkil edecektir…
Çıktığımız kutsal yolda, bizlere verdiğiniz cesaret, destek ve
dayanışma gücü, yolumuzu aydınlatan ışık olmuştur, GÜNEŞİMİZ
olmuştur…
Bugün bu kurultaydan şahsımın “Genel Başkan” olarak çıkacak olması,
bana gösterdiğiniz güven, inanç ve partimize olan bağlılığınızın,
bağlılığımızın eseridir.
Tabandan tavana her UBP’linin, ülkemizin bu en kritik döneminde
büyük bir sağduyu ve birliktelik örneği vererek daha güçlü bir UBP
için tek yumruk ve tek yürek olmasının sonucudur…
Hepinize, UBP’ni bugünlere taşıyan, dimdik ayakta durmasını ve
demokrasimizin teminatı olmasını sağlayan, başta partimizin en uzun
süre görev yapan Genel Başkanı Sayın Derviş Eroğlu’na ve tüm geçmiş
Başkanlarımıza, milletvekillerimize, Belediye Başkanlarımıza,
örgütlerimize ve o büyük teşkilatımızla tüm UBP’lilere yürekten
teşekkürlerimi sunarım…
Değerli kardeşlerim;
Partimiz sadece KKTC’nin kurucu partisi ve teminatı değil, aynı
zamanda demokratik sistemimizin de güvencesini teşkil eden, çağdaş
ve laik hukuk sistemine inanmış bir partidir.
Köklü geçmişinde ülkemizin demokratik yaşamına kalıcı pek çok değer
ve geleneği yerleştirmiştir.
Bugün ve bundan sonra da bu gelenekleri yaşatmak, partide sürekli
demokratik devinim ve gelişmeyi egemen kılmak ve katılımcı
demokratik ilkeleri yaşatmak azmindedir.
Bu anlamda önümüzdeki dönemde de, hem sahip olduğumuz demokratik
gelenekleri korumak hem de demokratik katılımcılığı daha da
geliştirmek için tüm UBP camiası ile elele, omuz omuza elimizden
gelen her şeyi yapacağız. Bu konuda parti içi yönetsel
mekanizmaların tabanla olan bağını daha da güçlendirecek ve büyük
parti örgütümüzle parti yönetimi arasındaki diyalogu en verimli hale
getireceğiz.
Önümüzdeki dönemde Ulusal Birlik Partisi, sadece ulusal davamızın
öncüsü olmakla kalmayacak, demokratik değerler sisteminin de öncü ve
örnek gücü olmaya devam edecektir.
Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!
Bugün iktidardaki CTP tarafından paspas edilip ezilmekte olan
demokratik etik değerlerimizin de UBP iktidarıyla birlikte yeniden
ve daha güçlü bir şekilde restore edileceğini de buradan duyurmak ve
demokrasi sevdalısı insanlarımızı da çatımız altında birleşmeye
davet etmek istiyorum...
Sevgili kardeşlerim, değerli UBP’liler;
Kıbrıs konusunda gelinen aşama, adada kalıcı, onurlu ve adil bir
anlaşmanın iki ayrı egemenlik ve devlet esasına dayalı, KKTC
gerçeğini inkar etmeyen, temel kabul edilen “KONFEDERAL BİR FORMÜLÜ”
işaret etmektedir…
Güney’de tırmanan “ırkçılık” ve özellikle “en iyi Türk ölü Türktür”
andıyla yetişen “Yeni Nesil Rum gençlerinin” bizlere bakış açısı da
inkarı mümkün olmayan bu gerçeğin altını çizmektedir.
Güney’de yapılan her yeni anket ve kamuoyu yoklamasında Kıbrıs
Türkü’ne karşı ırkçı, şöven ve düşmanlık dolu sonuçlar ortaya
çıkmaktadır.
Ve her geçen gün Güney’de bu tavrı benimseyen insanların oranı da
artmakta, Türklerle ortak bir devleti paylaşmak bir yana, Türkleri
görmek dahi istemeyen bir zihniyet Rum toplumunu daha çok etkisi
altına almaktadır.
Bu koşullarda gerçekleri görmek ve adada yaşayabilir anlaşmanın
güvenlik sınırlarına sahip iki ayrı egemen devlet esasından
geçtiğinin bilincine varmak gerekmektedir.
Unutmayalım…
Rum “OHİ”si bir tesadüf değil, Kıbrıs’ta Türkler aleyhine tırmanan
ırkçı ve düşmanlık dolu Pan-Hellenist sistematik ve son derece iyi
çalışan bir propagandanın ürünüdür. Güney’de yapılan tüm kamuoyu
yoklamalarında, referandumun bugün yapılması halinde %76 “OHİ”
oranının %90’lara ulaşacağı görülmektedir…
O halde sevgili kardeşlerim;
Bizi istemeyen, bizi düşman veya hegemonyası altında ezilecek küçük
bir azınlık olarak tanımlayan bu zihniyete karşı, kendi
tedbirlerimizi almak, geleceğimizi belirsizliklere terk etmemek
durumundayız…
İnsanlarımız, vatandaşlarımız;
“Daha ne kadar Rum’un adil bir anlaşma için niyet etmesini
bekleyecek, yaşadığımız topraklar üzerinde kökleşemeden adeta eğreti
bir biçimde, belirsizlikler içinde durmak zorunda kalacağız?” diye
sormaktadırlar.
Hiç endişelenmesinler…
Bu belirsizlik, bu zemini kaygan politikalardan Tanrı’nın izniyle
ilk genel seçimden çıkacak UBP iktidarıyla kurtulacağız…
Rum’un insafa gelmesini boşuna bekleyen, kuyrukçuluğa dayanan
politikalar yerine, daha aktif ve inisiyatif sahibi politikalar
üretecek, bu adada kaçınılmaz tek “uzlaşı” yolu olan iki ayrı egemen
devlete dayalı anlaşma formülünü sadece bu sınırlar içerisinde
değil, uluslararası arenada da her fırsatta gündeme getireceğiz…
Rum’un atacağı adımlara göre değil, ulusumuzun, halkımızın
çıkarlarına uygun bir politikayı kökleştirip, varoluş ve egemenlik
mücadelemizi sağlam bir zemine oturtacağız…
Bunun için de sarılmamız gereken en büyük güvencemiz devletimizdir,
devletimizi yaşatma andımızdır ve Anavatanımızla olan
birlikteliğimizdir.
Andımız olsun değerli kardeşlerim:
KKTC YAŞAYACAK, AYDINLIK YARINLARA ULAŞACAKTIR…
Sevgili UBP’liler;
KKTC’nin Başbakanlık makamında oturan Sayın Ferdi Sabit Soyer
konuşuyor ama boşa konuşuyor, hayal dünyasında yaşıyor…
Son birkaç yılda halkımızın yaşadığı hayal kırıklıkları ve
yanılgıların en büyük sebeplerinden biri olan Sayın Ferdı Sabit
Soyer, Kıbrıs konusunda hepimizin tanık olduğu birtakım acı
gerçeklere rağmen, insanlarımızın gözlerinin içine baka baka hala
daha “İnadına Birleşik Kıbrıs” demektedir…
İnadına “evet”le, Rumun “hayır”ını “evet”e dönüştürecekmiş.
Halkımızla alay etmekte, aslında halkımızın inadına gitmektedir…
Çünkü Soyer’in “Birleşik Kıbrıs” dediği masala artık inanan
insanımız nerdeyse kalmamıştır…
İnsanlarımızın artık inanmadığı bu hayal ürünü ve dış telkinlerle
pompalanan balonu hala daha “inadına Birleşik Kıbrıs” diyerek
savunmak halkımızla inatlaşmak demektir, halkımızı aldatmak
demektir, halkımızla alay etmek demektir.
Halkımız artık sizinle değildir sayın Soyer…
Sayın Başbakan, artık bu masallarla gerçekleri gören insanlarımızı
kandıramazsınız, boş bir hayalin peşinden sürükleyerek iktidarda
kalamazsınız…
Diplomasi bu mudur?
Eğilip, bükülmek ve diz çökmek midir?
Kendi kurduğu devleti bir başkasına yedirmek midir diplomasi?
Yoksa makamlarına oturduğunuz bağımsız ve egemen devletinizi sonsuza
kadar yaşatmak için sürekli çalışmak ve dik durabilmek midir?
Sorarım size…
Dünya üzerinde kendi bağımsız devletini yok sayan bir diplomatik
anlayışa hiç tanık oldunuz mu?
Bu mudur diplomasi ve esneklik?
Diplomaside esneklik ve manevra kabiliyeti denilen şey, kendi
kurduğunuz devletinizi inkar etmek midir, yoksa diplomasinin her
türlü taktik ve olanaklarını bağımsız devletinizi yaşatmak ve
tanıtmak için seferber etmek midir?
Siyaset bilmi üzerine tahsil görmüş ve bu devletin Dışişleri
Bakanlığı görevini yürütmüş birisi olarak ben, teslimiyetçi bir
mantık ve başkalarının kuyruğunda dolaşan bir sözde diplomatik
anlayışla, ulus ve halkların özgür ve egemen olduğuna hiç tanık
olmadım…
Dünya da tanık olmadı…
Siz de, halkımız da tanık olmadı…
Devlet kurmuş uluslar için diplomasi, öncelikle o devleti yaşatmak
ve uluslararası alanda dik duruş sergileyerek egemen varlığınızdan
taviz vermemek esasına dayalıdır…
Bunu becerebilen ulus ve halklar, devletlerinin bekasını sürdürerek,
tarih ve dünya sahnesinde onurlu yerlerini muhafaza ederlerken,
boyun eğenler, diz çökenler ise, tarihin tozlu ve karanlık
sayfalarında yerlerini almaya mahkum olmuşlardır…
Bir kez daha vurguluyorum değerli kardeşlerim;
Bize bugün diplomasi dersi vermeye çalışanlar son iki üç yılda bu
iktidarın izlediği edilgen ve pasif politikalarla Kıbrıs Türk
Halkını, Kıbrıs konusundaki platformlarda nasıl figüran pozisyona
düşürdüklerinin önce bir hesabını versinler, sonra bize diplomasi
dersi öğretmeye çalışsınlar…
Halkımız bu devletin kurucusu olan Ulusal Birlik Partisi’nin,
kurulduğu günden bu yana Kıbrıs konusunda yaptığı tespit ve
görüşlerin ne kadar isabetli olduğunu artık görmüş ve ayakları yere
basmayan politikalarınıza “dur” demek için yola çıkmıştır…
Bu yüzden gerçekleşmesi mümkün olmayan hayalleri yanınıza alıp
halkımızla daha fazla karşı karşıya gelmeyin inatlaşmayın sayın
Soyer…
Biz; UBP’liler “inadına hayallerin” değil; inadına gerçeklerin
yanında olduk.
Olmaya da devam edeceğiz…İnatsa inat sayın Soyer;
İNADINA GERÇEKLER…
İNADINA HÜRRİYET…
İNADINA EGEMENLİK…
İNADINA BAĞIMSIZLIK…
İNADINA AYDINLIK VE MÜREFFEH…
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ…
Değerli kardeşlerim;
Bizlerin, UBP’nin, öyle takdim edilmeye çalışıldığı gibi bir AB
düşmanlığımız söz konusu olamaz…
Kaldı ki; AB normlarının pek çoğunun evrensel çağdaş kriterler
içerdiğini inkar etmek de mümkün değildir.
Ama AB’nin Kıbrıs konusuna yaklaşım tarzı, konuyu ele alış üslup ve
tavırları, özellikle Güney Kıbrıs’ın üyelik müracaatından bu yana
taraflı ve Kıbrıs Türk Halkını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni
hiçe sayan bir politikadan ibarettir.
Güney Kıbrıs’ı uluslararası anlaşmalar ve hukukun hilafına,
özellikle birliğe üye yaptıkları tarihten itibaren AB karar
mekanizmalarında, Kıbrıs Türk Halkını sadece Rum egemenliğinde
yaşayan azınlık veya bireyler olarak değerlendiren bir strateji
doğrultusunda kararlar çıkmaktadır…
Kıbrıs'ta uzlaşmazlığın kaynağı ne Ankara’dır ne de KKTC’dir.
UZLAŞMAZLIĞIN KAYNAĞI ve sorumlusu KENDİNİ KIBRISIN TEK HAKİMİ GÖREN
“pan-helenist” cephe ve ona arka çıkan HATTA onun arkasına SAKLANAN
HAÇLI ZİHNİYETİDİR.
HARİTA ÜZERİNDE YERİMİZİ DAHİ BİLMEYENLER, KIBRIS NEREDE NASIL BİR
ADADIR DİYE SORSANIZ GÖSTEREMEYENLER, KIBRIS’TA YAŞANAN GERÇEKLERDEN
HABERDAR OLMAYAN İNSANLAR BİZİM GELECEĞİMİZİ BELİRLEYEMEZ.**
Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. AB’nin özellikle Papadopulos’un
“ozmosis” politikalarına uygun bir şekilde hareket etmesi karşısında
elimiz kolumuz bağlı olarak olayları sadece seyretmemiz mümkün
değildir.
Rumların Annan Planına “OHİ” demekle kaybetiklerini onlara parça
parça geri verme yönünde, bizim dışımızda, ÇEŞİTLİ AB merkezlerinde
birtakım sözler verilmiş olabilir.
Nitekim son olarak gündeme gelen ve başarısızlıkla sonuçlanan Fin
önerileri de aslında kapsamlı bir anlaşma ile ilgisi olmayan ve
sadece haklarımızı budamaya yönelik bir girişimdi.
AB bu konumu ve bünyesine aldığı Güney Kıbrıs ve Yunanistan
ekseninde oluşturduğu politikalarla Kıbrıs konusunda ne çözüm
üretecek yetenektedir, ne de bizlere güven telkin eden bir
pozisyonda…
AB zemininde uzlaşı şansı artık kalmamıştır…
Çünkü AB taraftır…Çünkü AB, doğal olarak öncelikle, üyeleri olan
Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda oluşturdukları
parametrelere rağbet etmektedir, HATTA BU İKİLİNİN İNSAFINA
TERKEDİLMİŞTİR..
Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve onurlu bir anlaşma isteniyorsa bu;
Öncelikle adada yaşayan iki devletin eşit iyi niyet ve BİR anlaşmaya
olan EŞİT BAZDA İHTİYAÇ VE heveslerini ortaya koyması ve sağlanacak
yapıcı diyalog ortamının BM zemininden taşmaması kaydıyla
sağlanabilecektir…
“AB ile çözüm” zemini ise bizler için son derece kaygan ve artık
üzerinde hiçbir etkili politika oluşturamayacağımız tehlikeli bir
zemin haline gelmiş bulunmaktadır. Zaten başından beri bu böyleydi.
AB’nin, Kıbrıs konusunu ele alırken, öncelikle, aralarında hiç
çatışma olmamış Çek ve Slovaklar arasındaki “kadife ayrılığı” öven,
ikisi de Sırp olan Karadağ ve Sırbistan’ın anlaşarak ayrılmalarını
destekleyen standardlarını neden bu adadaki kalıcı anlaşma için
dikkate almadığını da iyice sorgulamak durumundayız.
AB ELEŞTİRİLEMEZ, ELEŞTİRİLMEMESİ GEREKİR;SADECE BUNUN TALİMATLARI
YERİNE GETİRİLİR DİYE BİR KURAL YOKTUR, OLAMAZ DA…
AVRUPA BİRLİĞİNİ ELEŞTİRMEK AB KARŞITI OLMAK DEĞİLDİR. BİZLER SADECE
YANLIŞA DÜŞMÜŞ AB’Nİ, DOĞRULARI GÖRMEYE VE YANLIŞLARINI DÜZELTMEYE
DAVET EDİYORUZ. ANAVATAN TÜRKİYEYE VE KKTC’YE YÖNELİK YANLIŞLAR
DÜZELTİLMELİDİR.
BİZLER, ANAVATANIMIZIN AB’NE ÜYELİK HEDEF VE SÜRECİNİ BELKİ DE
HERKESTEN COK DESTEKLEYEN BİR PARTİYİZ.
ÇÜNKÜ ANCAK BU GERÇEKLEŞTİĞİ ZAMAN BİZLER DE AB’NE GÜVEN DUYMA
NOKTASINA GELECEĞİZ.
KİMSE SAKIN OLA BİZİ ANAVATANIN AB ÜYELİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGEL OLARAK
GÖRMESİN.
ANAVATANIN AB ÜYELİĞİNİN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL “AB’NİN TA
KENDİSİDİR”.*******
Değerli kardeşlerim, sevgili UBP’liler;
Hepimiz iyi bilmekteyiz ki;
Ulusal Kıbrıs davamız, ANAVATANIMIZ Türkiye ve KKTC’nin ortak
yürüttüğü bir varoluş, onur ve egemenlik davasıdır…
Anavatanımız Türkiye’nin, aktif destek ve katkısı olmadan Kıbrıs
Türklerinin dünyanın bu en kritik ve stratejik coğrafyasında tek
başına aktör olması mümkün değildir.
Zaten Anavatanımız olmadan bizlerin ne 1963-1974 arasındaki direnme
gücümüz söz konusu olabilirdi ne de bu onurlu direnişin sonunda
kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği 20 Temmuz Barış
harekatıyla özgürlüğe kavuşmamız…
Bu ülkenin baştan aşağı imarı ve kalkınması için de Anavatanımız
Türkiye, 1974’de özgürlüğe kavuştuğumuz günden itibaren bu ülkeye en
cömert yardım ve teşviklerini hiç esirgememiş, en zor günlerinde
bile kaynaklarını Kıbrıs Türkü için seferber etmiştir, etmeye de
devam etmektedir.
Anavatanımıza, onun kahraman ordusuna ve gelmiş geçmiş tüm Türkiye
Cumhuriyeti hükümetleri ile evlatlarını insanlarımızın kurtuluşu ve
özgürlüğü uğruna şehit veren Anadolu halkına bir kez daha
şükranlarımızı en içten ve samimi duygularla belirtmek isterim…
Anavatanımız olmasaydı biz bugün burada, özgürlüklerin dolu dolu
yaşandığı bu toprakların üzerinde, bağımsız devletimizin,
ay-yıldızlı bayraklarının gölgesinde, güvence altında yaşamak
yerine, toprağın altında, katliam çukurlarında olacaktık…
Ve yine Anavatanımız olmasaydı, bugün dünyanın pek çok ülkesinden
çok daha fazla ekonomik refaha ve can güvenliğine sahip
olamayacaktık…
Halen de KKTC’ni tek tanıyan ülke olarak Anavatanımızın etkili
güvence ve desteğiyle ayakta kalarak mücadeleye devam etmekte
olduğumuzun bilincindeyiz…
İçinde bulunduğumuz konjonktürde ve gelinen noktada, Anavatanımızın
destek ve gücüne, bugün, tıpkı geçmişteki gibi büyük bir ihtiyaç
duymakta ve Türk ulusunun Kıbrıs’taki ortak davasında bu moralle
yolumuza devam etme kararlılığındayız…
Şunu hemen hatırlatmak isterim ki;
Kıbrıs’taki Türk direnişinin çok partili demokratik yaşamımızdaki en
büyük örgütlü siyasi gücü olan UBP, bundan sonra da hiçbir şekilde
Kıbrıs Türkü ile Anavatanı Türkiye arasına nifak sokmak isteyenlere
asla izin vermeyecek, Anavatanımızla birlikte yürüttüğümüz ulusal
Kıbrıs davasının sekteye uğramasına ve bu amaçlı girişimlere göz
yummayacaktır…
Ulusal Birlik Partisi, bundan sonra da adına ve Cumhuriyetimizin
kurucu partisi olma onuruna yakışır bir şekilde, bir yandan bağımsız
ve egemen devletimize sonuna kadar sahip çıkmaya devam edecek,
Anavatanımız Türkiye ile azami işbirliği ve aynı ulusal aidiyete
sahip iki bağımsız Türk devletinin sahip olduğu karşılıklı sevgi,
anlayış ve güçlü dayanışmayı sürdürecektir.
En zor koşullarda Anavatanının desteğiyle bağımsız KKTC mucizesini
yaratan Kıbrıs Türk halkı, bundan sonra da inanıyorum ki, aynı
destek ve dayanışma içerisinde KKTC’ni dünya uluslar ailesi
arasındaki onurlu yere taşıyacaktır.
Değerli Ulusal Birlik Partililer;
İktidardaki CTP, hükümette daha fazla saltanat sürmek ve kendine
bağlı çıkar çevrelerini daha çok mutlu etmek için, sizin iradenizle,
sizin oylarınızla seçilen ve halkımızın UBP’ye olan güven ve
inancının ürünü, iradeyi çalarak ne olduğu belirsiz, ısmarlama bir
oluşum yaratarak birtakım kişilerle demokratik değerlerimizi hiçe
saymış, demokrasimize leke sürmüştür.
CTP, bu lekeyi temizlemek ve demokrasimizi bir zilletten kurtarmak
için harekete geçmek yerine, hatasında ısrar etmeye devam ederek
halkımızn vicdanında her geçen gün daha fazla mahkum olmaktadır.
Demokratik değerlerin teminatı olan UBP, daha yakın geçmişe kadar
aramızda yer alan, milletvekili listelerimizden aday olan ve de
seçilen ama CTP iktidarına makam ve çıkar uğruna yama olmak için
partimizi arkadan bıçaklayanları ise asla affetmeyecektir.
Halkımız onları affetmeyecek ve ilk seçimde sandığa gömecektir.
UBP kalleş birkaç bıçak darbesiyle yıkılabilecek, çökertilebilecek
bir parti değildir. Bugüne kadar da partimize karşı girişilen her
saldırıdan nasıl daha güçlü ve zinde çıktığını kanıtlamış bir
partidir.
Bu yüzden makam ve çıkar uğruna partimizi terk edenler, eski
Başkanımız Sayın Eroğlu’nun da çok yerinde ifade ettiği gibi
“UBP’nin kayasından sadece tozları dökmüşlerdir”.
Ulu bir ağacın üzerinden attığı çürük meyvalar olduklarını
kanıtlamışlardır sadece…
Bu yüzden halkımızın vicdanında mahkum olan bu güruhun,
demokrasimize sapladığı hançeri çekip çıkarmak için halkımızdan da
aldığımız destekle Meclis boykotu eylemini sürdürmekteyiz.
Gelinen noktada bu eylemimizin büyük ölçüde başarılı olduğu
görülmüştür.
Önümüzdeki dönemde de eylemlerimizi iktidarı ya hatasından dönmeye
ya da bir erken seçime zorlayana kadar belirli bir ciddiyet ve
tutarlılık içinde ve etkin bir strateji ile sürdürmek
kararlılığındayız.
Ancak, bundan sonra yapılabilecek eylemlerin türü ve muhalefet
partileri arasındaki işbirliği seviye ve olanaklarını da yeniden
gözden geçirecek, bu konuda parti yetkili kurullarımızın eğilim ve
kararları ile en geniş ölçekte tabanımızın hissiyatını da mutlaka
göz önünde bulunduracağız…
Bununla birlikte, ülkede demokratik değerlerin yeniden itibar
kazanması ve taşların yerli yerine oturup, oy desteği olmadan
iktidar saltanatı sürenlerin boylarının ölçüsünü almaları için erken
bir seçimi sağlayacak olan demokratik her türlü ciddi ve tutarlı
yöntem ve eylem biçimini gündeme getirmekten kaçınmayacağız.
Değerli kardeşlerim;
Yamalı bir bohça görünümündeki CTP iktidarı fiilen bitmiş
durumdadır.
Ülkenin hiçbir sorununa köklü çözümler üretememiş, eşi görülmemiş
bir partizanlık sonucu devlet kademelerine soktuğu ehliyetsiz ve
deneyimsiz militanlarıyla güzel ülkemizi harabeye çevirmiştir.
Ülkemizin doğal çevresi ve huzurlu coğrafyası tahrip edilmiş,
denetimsiz, sınırsız ve gelişigüzel bir betonlaşma yaşam
alanlarımızı yok etmeye başlamıştır.
Ülkede başta eğitim, sağlık, ekonomi ve turizm sektörleri neredeyse
çökertilmiş, tarım ve çiftçilik ihmal edilmiştir.
Emlak satışlarıyla piyasaya geçici olarak pompalanan para ve
kaynakların da sonu meçhuldür…
Bu hükümetin icraatları; emirnamelerle, kuralsız yapılaşmalara af ve
Kuzeye dönmeyi hayal eden Rumlara cesaret veren gaflet örnekleriyle
doludur.
Muhalefetteki CTP “statüko” diye diye, iktidarında ülkede öyle bir
statüko oluşturmuştur ki bu baskıcı ve despot yönetimle, “ben
yaparım olur” zihniyeti ülkeye egemen kılınmış, demokratik rejimin
üç kuvveti olan yürütme, yasama ve yargı organlarının sağladığı
denge nerdeyse ortadan kaldırılmıştır.
Yürütmede, yani hükümette beceriksiz kadrolarla bildiğini okuyan ve
sürekli hata yapan siyasi iktidar, Meclis boykotumuzu da fırsat
bilerek yasama organında da dilediği gibi at oynatmaktadır.
İşte UBP bu kötü kaderi değiştirmek için yola çıkmıştır bugün…
Ülkemizi günışığına ve güneşin aydınlığına yeniden kavuşturmak için
büyük bir kenetlenme ve dayanışmanın önü alınamaz iktidar yoluna
çıkmıştır…
Bu yoldan artık dönüş yoktur. CTP iktidarı ve onun sığıntılarının
seçimden daha fazla kaçma şansları yoktur…
UBP, halkımızın desteğiyle ilk seçimde tek başına iktidar hedefine
odaklanmıştır…
Bu halk artık CTP-ÖP zilletinin altında daha fazla ezilmeyecektir.
KONUŞMAMIM SON BÖLÜMÜNDE SEVGİLİ GENÇLERİMİZE ÖZELLİKLE SESLENMEK
İSTİYORUM
SEVGİLİ GENÇLER
Sevgili kardeşlerim, vatan sevgisi imandır, inançtır, güvendir ve
bağlılıktır.
İlk önce Kendi benliğimize ve huviyetimize saygı göstermeliyiz ki,
dünyadaki diğer ülkelerden de saygı ve hürmet bekleyelim.
“Milli Benlik” asla inkar edilemez. “Milli benlik” başka
milliyetlerin hakimiyetine teslim edilemez.
Milli mücadele asla sahsi hırslar için değildir. Milli mücadele bir
ulusun ve bir milletin varlığı ve varlığının devamlılığı esasına
dayanmaktadır.
BİRLİK VE BERABERLİK Olmadan GÜÇLÜKLER asla aşılamaz. Ülkemize ne
kadar hizmet etme aşkıyla dolu isek yurt sevgimizin büyüklüğü de o
orandadır.
KIBRIS TÜRK GENCİ
ŞİMDİ UYANMA ZAMANIDIR !
Bir yere ulaşmanın ilk adımı, olduğunuz yerde kalmayacağınıza karar
vermektir. O halde hedeflerimize doğru yol almak için, yeni
fikirlerle yeni ufuklara doğru Rotayı çevirmek ve bizi yanlışa
sürükleyenlerden kontrolu geri almak için çok çalışmak gerektiği
gerçeğini de unutmamak gerekir.
Doğru bir başlangıç %50 başarı demektir.
Gençler, yapabileceğiniz her şeyin en iyisi için “YARIŞIN”. Büyük
işler durmaksızın çalışmakla başarılır.
Büyük insanların idealleri, sıradan insanlarınsa hevesleri vardır.
Hiç bir işe heves ola sarılmayın. İnanç ve değerlerinizi bilin ve
işinizi de ona göre seçin. Asla zayıf insanlar gibi işinizi şansa
bırakmayın.
“Mücadele ruhu erdem ve cesaret gerektirir.”
“Cesaret hiç korkmamak değil, korkuya rağmen birşeyler
yapabilmektir.”
Asla küçük planlar yapmayın, beklentileriniz ve çalışmalarınız hep
yüksekleri hedeflemeli. Disipline önem verin çünkü potansiyelinizi
yeteneğe dönüştüren güçtür. Ne yapmak istediğinizin hayallerini
kurmaktan çekinmeyiniz. Hedefleriniz bugüne, şu ana, yönelik
olmasın, her zaman, hep ileriye doğru düşünün, yarınlara rehber
olun, inançlarınız ve değerlerinizden cesaret alın, kendinize
güvenin,
İŞTE O ZAMAN SİZİ hiç kimse durduramaz.
Hiç bir engel sizi korkutmasın, unutmayın ki her bulutun arkasında
bir GÜNEŞ vardır. Her zaman düşünün, konuşun ama mutlaka ve mutlaka
dinleyin...
Bir Türk genci olarak ANA DİLİNİZE ÖNEM verin. Ana diliniz olan
TÜRKÇE’ye değer verin.
Türkçeyi moda olsun diye asla yozlaştırmayın. Yabancı kelimelerle
güzel Türkçemizi katletmeyin.
TÜRKLÜĞÜNE SAHİP ÇIKMAK, TÜRKÇEYE DE SAHİP ÇIKMAYI GEREKTİRİR.
“Ulusal Birlik Partisi Gençleri, Kıbrıs Türk gençliğine örnek olacak
temel niteliklere sahip bir gençliktir.
Ulusal DAVAMIZA sahip çıkan ve çıkacak olan gençlerimiz, ülkemizin
ihtiyacı olan Ulusal Birlikteliği de sağlamaya kararlıdır.
SİZİ ASALETLİ KILAN, DAMARLARINIZDAKİ ASİL KANDIR.
Yolunuz açık olsun genç arkadaşlar
Yürüyelim arkadaşlar, iktidar ve aydınlık bir seçim kadar yakındır…
“BEN DEĞİL BİZ” , “BİRLİKTE HEPİMİZ”…
ON AY ÖNCE YİNE BU SALONDA SİZLERE VURGULAMIŞTIM : ÇARESİZSİNİZ
DİYEMİYORUM ÇÜNKÜ ÇARE SİZSİNİZ !
ÇÜNKÜ;
BİZİM İKİ GÜCÜMÜZ VAR:
BİRİ HAK, BİRİ HALK !
Tanrı yolumuzu aydınlık ve açık etsin…
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
>>
CV
>>
Basın Bildirileri
>>
TV- Radyo K.
>>
16. Kurultay K.
|